|
Birinci bölümde
söylediğimiz gibi her bir ev ödevinin ardından Avrupa'nın bizi
kendi iktisadi ve siyasi birliğine alacağını zannettik.Ancak,her bir ev
ödevinin
ardından yeni bir ilerleme raporu yayınlanarak Türkler için her defasında
yeri
bir itiraz ve yeni bir takım ev ödevlerinin arkası kesilmemeye
başladı.Türkiye
Avrupalıların bu isteklerini AB uyum paketi adıyla kabul ettikçe yeni
Tanzimat
fermanlarının yayınlanması isteği her geçen gün büyük bir iştahla ileri
sürülmeye başlandı.Bir zamanlar Kopengag kriterleri bilmem kaçıncı uyum
paketleriyle yerine getirilmeye çalışıldı.2004 Aralık ayında Tarihin tarihi
alınmak vaadiyle yeni tanzimat kanunları çıkarılmaya devam edildi.Malumunuz
ilk
Tanzimat Kanunu 1838 Türk İngiliz Ticaret anlaşması olan Balta Limanı
anlaşmasının ardından bir yıl bile geçmeden 3 Kasım 1839'da ilan
edilmiştir.Bu
tanzimat fermanı Avrupalıların ilk isteklerinden birisidir.
Türkiye neden
1839' da Tanzimat fermanını ilan etti ve bunun sonunda ne oldu? Tanzimat'ı
yeterli bulmayan Avrupalılar,Tanzimat Fermanından tam 17 yıl sonra Islahat
Fermanın yayınlanmasını istemişlerdir.1856 'da Islahat Fermanını ilan
ettirdiler.Bununla birlikte yeni bir takım şartlar ileri sürerek Türkiye
üzerindeki baskılarını devam ettirdiler.2.Abdulhamit 'e bile 1876 'da
Meşrutiyeti ilan ettirdiler.Meşrutiyet'in ilanı yeterince eğitilmemiş Halk
İdaresi tecrübesi olmayan Türk halkından çok azınlıkların işine
yaramıştır.Tanzimat'ın çeşitli şekillerde Türkiye'nin karşısına
çıkarılmasının
temelinde önemli bir etken de 1850 Kırım Savaşından sonra Türkiye'nin
batılılardan almış olduğu borçlardır.1876' da ilan edilen meşrutiyet sonrası
2. Abdülhamit bakıyor ki vatan tehlikede azınlıklar daha bilinçli hemen
meclisi
kapatıyor.Ancak 9 Temmuz 1908 'de bir ihtilalle 2.Meşrutiyet iulan
ediliyor.Bu
da yine batıllıların baskısıyla oluyor.Yani batılı sözde dostlarımızın
istekleri
yüz yılı aşkın bir zamandan beri devam ediyor.1880 Muharrem Kararnamesi ile
resmi bir şekil alan Türkiye'nin Avrupalılara olan borçlarının ödenmesi için
Resmi bir Kurum Düyun-u Umumiye İdaresi kurulur.Bu Düyun-u Umumiye sonunda
Türkiye'yi 30 Ekim 1919 'da Mordros'a ,10 Ağustos 1920 'de de Sevr'e
götürmüştür.Bu tarihte Türkiye'nin yeniden paylaşımını öngören batılı sözde
dostlarımız ittifak ederek Yunanlıları Ankara Polatlı yakınlarına kadar
gönderip
bütün Batı Anadolu'yu baştan başa yaktırmadılar mı? Yunan tek başına bu
cesareti
nereden bulmuştu.İngiltere bütün varını yoğunu Venezilos'un Türk Yurdu'nu
işgaül
etmesi ve Türk varlığını Anadolu'dan atarak tarihe gömmesi için vermedi mi?
Peki bugün nasıl oluyor da İngiliz'in içinde bulunduğu bu Avrupa topluluğu
bizi
kendisinin ortağı olarark kabul ediyor.Almanya birinci dünya savaşında sözde
dostumuz ve müttefikimiz olduğu halde Kudüs'e giren İngiliz Allenby'in
ordularının başarısı Almanya'da çan sesleriyle kutlanmadı mı? Bu Almanya mı
Türkleri AB'ye ortak olarak alacak? Karen fog'un ve daha nicelerinin Türkler
Avrupa Birliğine giremezler şeklindeki açıklamalarını nasıl görmezlikten
gelebiliriz.Her şeyden önce Avrupa ülkeleri ile Türkiye arasında ekonomik
olarak
bir eşitlik yok Milli Gelirler arasında büyük bir uçurum söz konusu .Bu konu
yarın Maastric kriteri olarak yeni bir ilerleme raporuyla karşımıza
gelecek.Avrupalıların Mondros ve Sevr isteklerine Atatürk teslimiyeyetçilik
göstermemiştir.Türk Milletini Milli Mücadeleye sevketmiştir.Ve sonunda Sevr
paçavrasını yartıp atmıştır.Avrupalılar yarım ağızla da olsa Lozan'da
Türkiye'yi
bir galip devletolarak değil de bir mağlup devlet edesayla
karşılamışlardır.Lozan görüşmelerinin kesintiye uğramasının ardından tekrar
konferans toplanıyor ve nihayet Losan'da Avrupalılar intikamlarını bir başka
bahar da almak üzere geçici bir ateşkes imzalıyorlar.Lozan Avrupalıların
Türlerle olan geçici ateşkesidir.Yoksa Lozan'la birlikte Avrupalıların Türk
Meselesi bitmemiştir.Sadece bu mesele daha uygun şartlarda halledilmek üzere
ertelenmiştir.İşte bugün Türkiye'nin çıkardığı elinin kolunu bağlayacak
azınlıklara Atatürk'ten beri mülkiyet satın alma yetkisini yeniden verecek
olan
yeni Tanzimatlar hep bizim ilerideki başımıza gelecek olan felaketlerin
sadece
bir işaretidir.Bizans Koleji Türkiye'de ne etki yaptı? Bunu bir sorgulamak
gerek.şim di de Türk Kanunlarına uymak istemeyen bir Ruhban okulu açılması
için
Avrupa yeni Tanzimat kanunları çıkarılmasını emrediyor.Atatürk'ün günüde
Avrupalılar böyle bir şart öne süremezlerdi.Avrupalı devletlerin Türkler
üzerinde ıslahat isteklerinde bulunduğu yıllar genelde Türikye bütçesinin
açık
verdiği zamnlardır.1850 Kırım savaşının ardından almaya başlanan borçlar her
defasında yeni tavizleri getirmiştir.
Türikye her ne zaman batıya yanaşıp
borç almışsa batılıların yeni yeni şartları da birbirini takip etmiştir.Borç
alan emir almaya alışır.Türikye Avrupa'dan borç aldıeğı için Tanzimat
Kanunularını gfönüllü olarak çıkarmaya da alışıyor.1908 'de Tüarkiye'nin
bütün
borçlarını ödemek bahanesiyle Filistin'de bir yerleşim yeri arayan Yahudiler
bugün Türkiyemizin GAP diye bilinen en önemli yerlerinde toprakları ele
geçirmeye devam ediyorlar.Parasızlıktan borçlarını öjdeyemeyen köylüler
topraklarını satmaya başlıyorlar.Pancar ekmezseniz.Tütün ekmezseniz,tarımı
öldürürseniz çiftçi en sonunda topraklarını satmakla karşı karşıya
kalır.Zaten
Avrupa'nın yeni mülk edinme kanununun çıkarılması hakkındaki ısracrı da
böyle
bir zemin hazırlamak içindir.Bu günlerde Avrupalılar Türikye'de henüz
çıkmamış
olan zina Kanununun bile Türkiye'nin Avrupa birliğine giremesinin tehlikeye
gireceğiniiddia ediyorlar.Bunda şunu anlamak gerek Türkiye ne kadar
Tanzimat,Islahat Kanunları çıkarısa çıkarsın Avrupalılar yeni bir takım ev
ödevlerini Türkiye'yi paçalayıncaya kadar vermeye devam edeceklerdir.Zaten
80
Milyonluk Türkiye'yi alamayız.Yeni azınlıklar üretin diye yeni ev ödevleri
vemeleri de bunu gösteriyor.Türkiye'de her bir lehçede Televiuzyon yayını ve
okul isteyen Avrupa birliği sıra türlere gelince ya ödenek yokluğunu bahane
ederek Türkçe'yi okutumuyor.Ya da Almanya gibi Milli Bütünlüğünü bazacak bir
durum olarak kabul ediyor.Televizyonda Türk İşçileri için Türkçe yayın
düşünüyor
musunuz.Diye soran basın muhabirine Alman bakan Türkçe y.ayın Alman Milli
Bütnlüğünü bozar lazımsa Türkler Almanca öğrensin diuyordu.Türikye'yeö
dayatılanlar ise tam tersine kendileri birlik olurken Milletleşme sürecini
tammlarken Türkleri bir miullet olarak kabul etmiyorlar ve bölüp parçalamak
için
bütün güçlerini kullanıyorlar.Osmanlı Türkiyesini 17.yüzyılın sonunda ve
19.yüzyılın başlarında Fransız İnkılabı ve Sanayi inkılabı neticesinide
doğmuş
bulunan şu iki kuvvet tehdit etmekte idi.Fransız inkılâbının doğurduğuSiyasi
kuvvet,Sanayi inkılâbının doğurduğu iktisadi kuvvet.
Siyasi kuvveti
kullanan Türkiye'nin yakın komşusu Avusturya ve Rusya idi.Bugün
Avusturuya'nın
yerini Almanya temsil etmektedir.Çünkü Avrupa Birliğinin en güçlü ülkesi
Almanya'dır.Almanların iktisadi menfaatleri Türkiye'nin iktisadi menfaatleri
ile
çakışmaktadır.Balkanlarda,Ortadoğu'da ve Kafkasya'da,Türkistan'da ve daha
bir
çok şerde bu durum açıkça kendini belli etmektedir.Bu nedenle de Türklerin
Avrupa Birliğine bir ortak olarak değil de gümrüklerini Avrup'ya açmış bir
sanayi pazarı ve hammadde deeposu olarak görülmektedir.
İktisadi gücü
kullanarak saldıran iki devlet Fransa ve İngiltere idi.Bugün İngiltere ve
Fransa
ve Almanya'nın dahil bulunduğu 25 AVRUPA BİRLİğİ üyesi ülkeler gerek siyasi
gerek seiktisadi bütün güçlerini kullanarakTürkiyemizi bölüp parçalamaya
büyük
bir gayret sarfediyorlar.
Dün Osmanlı türkiyesi siyasi saldırganları olan
Avusturya ve Rusya'nın siyasi saldırılarından kurtulmak için Osmanlı
Türkiyesi
iktisadi saldırıcıların,bunların sonuçlarını takdiriden uzak olarak
yanaşıyor ve
onlara kapitülas.onlar verkiyordu.Bugün de Gümrük Birliği' ile aynı hedefe
doğru
büyük bir hızla gidiyorlar.İktisadi saldırıcıların da Osmanlı Türkiysini
ayakta
tutacak tedbirler düşünmesi ve nasihatler vermesi ,güçlük çıkarıyor,ancak
üonu
iktisadi olarak sömürmekten de geri kalmıyordu.Bugün İMF ve Dünya
bankavsının
yaptığı gibi hem boç vermek için takla atıyor hem de borç vermek istemez miş
gibi şartları zorlaştırarak kıymete geçmekedtir.Bunun yanında Fransız
İnkılâbı
ile gelişen Milliyetçilik akımları da dışarıdan desteklenerek azınlıkların
Türklere karşı ayaklanmasını kolaylaştırmıştır.(Devamı var |